Tellere Takılan Güvercinler: Yedinci Koğuştaki Mucize*

omnia mors aequat* (ölüm her şeyi eşit kılar)

Sadi Şirazi “İnsan bir damla kan ve bin endişe” der. İnsan bir damla kandır ve içine kocaman umutları, zifiri karanlıkları, türlü fenalıkları, bülbülün güle duyduğu çaresiz aşkı sığdırır.

Hepimiz ortak bir nokta arıyoruz buluşmak için. “Bir” olabilmek, “birlikte” olabilmek için bir ışık kovalıyoruz. Yedinci Koğuştaki Mucize filmi bir kapı aralayıp o ışığı sızdırıyor işte. Acılar aynı, endişeler aynı diyor ve size film boyunca tüm bunları ruhunuzda hissetme garantisi veriyor.

Film 1980 Darbesi sonrası dönemi anlatıyor. Film bilindiği ve muhtemelen hakkında fazlaca yazı kaleme alındığı için konusunu yazma gereği görmüyorum. Bu yazıda, filmde dikkatimi çeken şeyleri sizinle paylaşacağım.

Öncelikle film darbe sonrasını çok iyi anlatıyor. Askerin ilahlaştırıldığı, Kenan Evren propagandasından geçilmeyen, işkencenin her türlüsünün masum insanlara reva görüldüğü, insanların sokağa çıkarken bile tedirgin olduğu, hapishane ve karakolların çığlıklarla inlediği, haksızlığın gırla gittiği, idamların peş peşe geldiği ve Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen iğrenç bir dönem bu. Bunların canlandırmalarına tanık olmak bile yeterince kötüyken bir de yaşadığınızı düşünsenize.

Filmin en güzel taraflarından biri, insanların bir şekilde haklı olanın tarafında olmaya çalışması ve cesaretle ayağa kalkmasıydı. Türkiye’de böyle bir tavra hep ihtiyacımız var. Çünkü kamuoyu oluşturulmadan doğru olanın yapılmadığı bir ülkeyiz. Kendi adımıza hep cesur ve gür sesli olmak zorundayız. Bazı meseleler hayatidir ve yapılacak hataların geri dönüşü yoktur. Film idam konusuna eğildiği için bunu daha net görebiliyoruz.

Bir diğer ayrıntı ise dünyaya çocuk gözüyle bakmanın anlamıydı. Duvardaki lekenin manasına eren iki kişiden biri, bir çocuktu. Herkesin boş gözlerle, hayal gücü eksikliğiyle baktığı lekeye “ağaç” diyebilen kişi, elbette dünyanın henüz değiştirmediği bir çocuk olacaktı. Bir zamanlar öyleydik ve nesneler etrafımızda dans eder, rollere girer ve bizimle oynardı. Sonra bir gün “okul” denen şeyle tanıştık ve sık sık değişen sözde “eğitim” sistemiyle hayallerimiz bir bir öldürüldü. Nesneler artık sadece amacımıza hizmet ruhsuz varlıklardı. Dans bitmişti ve her şey bir anda “ruh”unu, “can”ını kaybederek yere çakıldı. Filmde beni acı acı gülümseten, güzel bir ayrıntıydı bu.

Yedinci Koğuştaki Mucize filmini herkese tavsiye ederim. Gitmeden evvel 80 Darbesi’ni araştırıp giderseniz film çok daha etkileyici olacaktır. Şimdiden iyi seyirler.


* Mucize: İnanmak isteyenlere görünen, bir tür peri. 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: