Site icon Raptiye Nazırı

Tanrı Kraliçe’yi Korusun!: The Crown

Reklamlar

Bir şeyleri garantiymiş gibi görmemenin bilgelik olduğunu küçük yaşlarda öğrendim.

THE CROWN (NETFLIX)

Mecbur olduğumuz için yaptığımız şeyler vardır. Bizden başkasına verilemeyecek görevler, ödevler, göz kulak olunması gereken insanlar ve daha nicesi. Fakat şanslıyız ki hiçbirimize bir “ülke” ya da “toprak parçası” emanet edilmiyor. Böylesi bir emanet bir noktadan sonra eziyet olurdu kesinlikle.

Ne yazık ki The Crown’ın ana karakteri Elizabeth bizim kadar şanslı değil. O, genç yaşında çok büyük bir sorumluluk almak zorunda kalmış. Kendisinin de deyimiyle “beğenilse de beğenilmese de taç onun kafasında”. Artık Büyük Britanya ona emanet. Temsil ettiği kurum, tarihin en eski kurumlarından biri. İngiliz Kraliyeti. Peki kraliçe olmak nasıl bir duygu? Bu muhteşem tacın arkasında ne var? Her şey göründüğü kadar kusursuz mu?

Görsel: https://www.imdb.com/title/tt4786824/mediaviewer/rm4036132352

Sorunun cevabı elbette hayır. Hiçbir şey kusursuz değildir.

Tüm bu zenginliğin arkasında, aslında normal olmak isteyen bir kadın var. Sorumlulukların, tacın ağırlığının altında ezilen bir kadın. Bu isteğinin mümkün olmadığını bilen ve zamanla tüm bunlara uyum sağlayan bir kadın.

Kraliçe Elizabeth’in hayatını konu alan ve ilk iki sezonunda Kraliçe’nin gençliğini anlatan The Crown, İngiliz kraliyet ailesinin yaralarına tuz basıyor, skandallara ve sorunlara ışık tutuyor. Halkın değişen kraliyet anlayışı, Kraliçe’nin buna uyum sağlama çabası, hükümdar ve eş, dost, kardeş kimliklerinin sürekli çatışma halinde olması derken kendinizi Elizabeth için üzülürken buluyorsunuz. Konu aldığı aile ve dönem gereği yavaş ilerleyen, gri bir dizi. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü benim gibi yavaşlık, sakinlik ve zarafet seven bir insanı bile yer yer sıktığı oldu. Önceden uyarımı yapmış olayım bu konuda.

Görsel: https://www.imdb.com/title/tt4786824/mediaviewer/rm980427264

Dizinin en sevdiğim tarafı Elizabeth’in diğer insanlarla ilişkisini çok güzel anlatmış olması. Kraliçe kimliğinin arkasındaki kadını çok güzel işlemişler. Elizabeth her şeyden önce bir babanın kızı ve bahsi geçen baba bir kral. Üstelik dünyanın en önemli tahtlarından birinde oturuyor. Elizabeth ile kardeşi Margaret arasında ayrım yapmamaya çalışsa da, birinin “neşesi”, diğerinin ise “gururu” olduğunu söylüyor. Elizabeth bu anlamda görev bilinciyle yetiştirilmiş bir kız çocuğu. Taç onun kafasına “inecek”, ön planda o olacak fakat baba-kız ilişkisinin ve nispeten daha özgür olmanın nimetleri Margaret’a nasip olacak. Elizabeth’in kraliçe olmak adına ödediği ilk bedellerden biri bu.

Küçük kız çocuğundan genç bir kadına dönüşen Elizabeth, evliliğinde de tacın gölgesi altında kalıyor. Prens Philipp ile evliliği kimi zaman karmaşık kimi zaman eğlenceli fakat çoğu zaman görev niteliğinde birtakım işlerle çevrili. İlk iki sezonda eğlenceli, heyecanlı genç aşıklar olarak gördüğümüz çift, üçüncü sezonda daha aklı başında çıkıyor karşımıza. Üçüncü sezonda küçük flörtleşmelerini izlediğimiz çift artık birbirine daha toleranslı ve anlayışlı yaklaşıyor. Aşkları ise tüm sorunlara rağmen ilk günkü gibi.

Görsel: https://www.imdb.com/title/tt4786824/mediaviewer/rm3235287041

Elizabeth’in, kardeşi Prenses Margaret ile olan ilişkisi ise bitmek tükenmek bilmeyen bir yarış gibi adeta. Margaret uçarı hallerine rağmen tahta layık olduğu, ön planda olması gerektiği kanaatinde. Bölümler ilerledikçe kraliyetin yapısını daha iyi gördüğümüz için, görevin neden onun karakteriyle zıt olduğunu anlıyoruz. İnsanlar gülen, dans eden ya da halkla iç içe, hiçbir sır barındırmayan bir hükümdar istemiyorlar zira. İstedikleri şey gizemli duvarlar ardında saklanan, Tanrı tarafından görevlendirilmiş, kendilerinden üstte bir monark. Margaret ise özgürlüğüne düşkün, popülariteyi seven fakat kraliyet üyesi olmanın getirdiği ayrıcalıklardan da vazgeçemeyen biri. Bu da onu biraz zorlu bir karaktere dönüştürüyor.

Elizabeth oğlu ile gayet mesafeli bir ilişki sürdürüyor. Prens Charles’ın son sezonda bunalımını yaşadığı ebeveyn eksikliğinin asıl sebebi ise yine taç. Elizabeth bir gün tahtı bırakacağı kişinin iyi eğitim almasını, tahta yaraşır bir vaziyette olmasını ve görev bilinciyle yetişmesini istiyor. Charles ise sadece sarılabileceği bir anne. Üçüncü sezonun en can alıcı sahnelerinden birinde, Elizabeth ve Charles ciddi bir tartışmaya tutuluyorlar. Tartışma sonunda fikirlerini söyleyen oğluna dönen Elizabeth “Belki de kimse sesini duymak istemiyordur.” diyor ve bize ilk sezonda Kraliçe Mary tarafından söylenen “Taç her zaman kazanmalıdır.” sözünü hatırlatıyor.

Görsel: https://www.imdb.com/title/tt4786824/mediaviewer/rm942115841

Elizabeth her şeyi bir kenara bırakabilseydi, sanıyorum bir kez daha düşünmeden bunu yapardı. Diğer hükümdarların aksine ve elbette hükmettiği çağın da etkisiyle hırs sahibi olmayan bir karakter. Tek istediği ülkesini hayal kırıklığına uğratmamak. Söz konusu bu olunca ise taç kaçınılmaz olarak kazanıyor ve arkasında kırık kalpler bırakıyor.

Görsel: https://www.imdb.com/title/tt4786824/mediaviewer/rm3019279361

İzlemek isteyenler için The Crown üçüncü sezonuyla Netflix’te!

Exit mobile version