Prenses Mi? O Ne Be?: Disenchantment

“Öncelikle, hayalet değilim. Hayaletler öldürülmüş eziklerdir. Ben bir şeytanım.”

-Luci (Disenchantment, NETFLIX)

Dünyaya prenses olarak gelecek kadar şanslı (!) bir kız, cehennemin aleviyle ortalığı şenlendirecek bir şeytan ve Elflwood’un şirin ve mutlu hallerinden sıkılmış bir elf. Karşınızda Disenchantment kadrosu.

Netflix’in komedi ile dramı makul oranlarda karıştırdığı animasyon dizisi Disenchantment, sizi büyülü bir krallığa davet ediyor. Her şeyden sıkılmış bir prensesin yolu elf ve şeytanla kesişiyor ve yolculuk başlıyor.

Dizi “The Simpsons” ve “Futurama”nın yaratıcısı olan Matt Groening tarafından yapıldığı için bu iki diziden birini izleyenlere tanıdık gelen bir tarzı var. Bu tarz diziler genelde her türlü konuyu komedi malzemesi haline getirebiliyor. Disenchantment’ta da Hristiyanlık komedi malzemesi haline getirilmiş. Çeşitli göndermeler, az da olsa bilgi sahibi olmanızı gerektiren referanslar var.

Bunu özellikle belirtme sebebim ise böyle dizilerin sadece belli bir kesime hitap etmesi. Diziyi izlemeye başladıktan birkaç dakika sonra “Ne izliyorum ben? Ne salah salah işler bunlar?” dememeniz ve sıkılmamanız için bunu özellikle belirtme ihtiyacı hissettim.

Gerekli uyarıyı yaptıktan sonra geçelim dizinin konusuna.

Prensesliğin, bünyesinde alerjiye sebep olduğu ana karakterimiz, babasından ve sarayından bıkmış durumda. Kafanızdaki “prenses” tanımının aksine güzel ya da zarif de değil. O aslında hiçbir zaman prenses olmak istememiş. Tek istediği maceralara atılmak ve deliler gibi içip sızmak fakat babasının, onun için farklı planları var.

Babası tarafından evlendirilmek isteyen Prenses Tiabeanie, -“kanka”larının hitap şekliyle Bean- düğünden kaçar ve “kişisel şeytanı” Luci ve Elfo ile maceralara atılmaya başlar. Yol boyunca başlarına türlü şeyler gelir ve kahramanlarımız elbette ki tüm bu belalardan kurtulur. Kimi zaman şansla, kimi zaman zekayla, kimi zaman ise “şeytani” yardımlarla.

Hikayenin akışı içinde tüm karakterlerle empati yapabiliyorsunuz. Luci’yi bile bir noktada anlamaya başladığımı söyleyebilirim. Aslında “şeytan”ı saf kötülükten ayırıp “görevli bir melek” gibi görme fikri tanıdık bir fikir. Daha evvel izlediğim “Good Omens” ve “Leyla ile Mecnun” dizilerinde de senaristler bize “şeytan” ile empati yaptırmıştı. Bu dizide de kötülükler yapan fakat arkadaşı için kendini feda etmekten vazgeçmeyen bir “şeytan” var.

Göremediğimiz alemlerde durum nedir bilemiyorum fakat bizim dünyamızda da kötülük ve iyilik birbirinden tamamen ayrılmış değil. “Kutsal suyun” içinde Grejuva gibi yanan “ateş”in parçalarını, “ateş”in içindeyse “kutsal suyun” yankılarını görmek mümkün. Tabi, benliğinizi ve “haklı olma” sevdanızı aşıp bakmak isterseniz.

Disenchantment tüm sezonlarıyla Netflix’te. İzlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler, “şeytan”ınız bol olsun!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: