Boğaz’ın Kızı: Leyla Gencer

Sanatla can bulan, sahnede devleşen, yaptığı işe hayatını adayan kadın. Avrupalıların ona verdiği isimle “La Diva Turca”, Leyla Gencer.

İdealist, kafasına koyduğunu yapan, her yaptığıyla biraz daha büyüyen ve gelişen insanları bilirsiniz. Onlar için yorulmak, durmak, dinlenmek yoktur. Büyük bir zarafetle işlerini yaparlar ve konuşma gereği duymazlar çünkü işleri, yaptıkları, yarattıkları onlar adına dile gelmiştir zaten.

Görsel: https://www.milliyet.com.tr/cadde/leyla-gencer-vefatinin-11-yilinda-anilacak-2868159

Leyla Gencer de bu insanlardan biri. Onu anlatmaya kelimeler yetmeyecek olsa da, kendisiyle ilgili İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yaptığı belgeselin üzerine bir şeyler karalamak istedim ben de.

Gencer’in hayatı, sevdiği işi yapmak isteyenlere, kalbi tek bir arzuyla atanlara ilham verecek bir hayat. Sesiyle insanların kalplerine dokunan, Avrupa’nın muhteşem sahnelerini ilahi sesiyle dolduran bu harika kadın sanatla ilgilenmekten bir an olsun vazgeçmemiş. Dünyanın en görkemli sahnelerinde, büyük kitlelere sesini duyurmuş ve adını tarihe yazdırmayı başarmış. Herkesin hayranlıkla baktığı, “kim bu kadın?” deyip peşinden koştuğu, kraliçelere yaraşan tavırları ve zarafetiyle Leyla Gencer, sanatın farklı bir anlam bulmasını sağlamış.

Kendini tanımaya çalışan, kendisiyle hiçbir engel olmadan yüzleşmeye gayret edenler iyi bilir, kendinizle ilgili sorulara cevaplar buldukça ve bu cevaplarla ilgili yapmanız gerekenleri yaptıkça başarılı, huzurlu, umutlu ve iyilik dolu bir insana dönüşürsünüz. Siz kendinize adım attıkça başkaları neden onlar gibi olmadığınızı, neden topluluğa ayak uydurmadığınızı sormaya ve dahi bununla ilgili sizi hedef tahtasına oturtmaya çalışır.

Leyla Gencer de böyle tepkilere maruz kalmış. Onun başarısına gölge düşürmek isteyenler boş durmamış ve konuştukça konuşmuş. Bilirsiniz, özellikle ülkemizde konuşan, eleştiren ve yargılayan çoktur fakat işi yapmaya gelince herkes kaçıverir. Akıl satma konusunda usta olanlar nedense faaliyete geçme konusunda çıraklık mertebesine bile ulaşamamıştır. Leyla Gencer de bu gerçeği görmüş ve söylenenlere kulak asmadan çalışmaya devam etmiş. O dönem hem yurt dışında sahne alıp hem Ankara Devlet Operası’ndan para almasını eleştirenlerin, “Neden yurt dışına hep o gidiyor?” diyenlerin hedefindeymiş. Kendisine “Ya şu tarihe dek dönersiniz ya da kontratınız fes edilir” diyen dönemin kültür bakanına “Ben de Devlet Operası’ndan istifa ediyorum” demiş ve sanata giden yolda bürokrasinin çirkinliğini kabul etmediğini göstermiş. Daha sonra bu olayı anlattığı bir röportajında ise “Sonra barıştım. Barıştım çünkü bu benim memleketim. Bir şahsa gücendim ben. Tiyatroya gücenmedim ki!” demiş. Böyle bir olaya karşı bu kadar zarif davranabilecek çok az insan vardır.

Leyla Gencer bir idealin, bir aşkın peşinden gidenlerin pusulası olacak azme, kabiliyete ve kararlılığa sahipti. Şimdi Boğaz’ın sularında, sanatının yankılandığı her yerde yeniden hayat buluyor. Bizlere ulaşmayı başarıyor.

İzlemek isterseniz, belgeseli aşağıya bırakıyorum. Şimdiden iyi seyirler!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın hazırladığı Leyla Gencer belgeseli.

*Bu yazıyı, hayal ettiği mesleğe giden yolda adam kayırma başta olmak üzere türlü zorluklara göğüs geren, bir gün hak ettiği yere gelip o üniformayı giyeceğine tüm kalbimle inandığım “amirim”e armağan ediyorum. İyi ki yollarımız kesişti, iyi ki farklı meslekler için bu denli büyük bir tutkuyu paylaştık ve iyi ki kalplerimiz aynı yerlerden kırıldı.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: