Şişede Mektup: Dedemin İnsanları

Çünkü bilirsin; noktayı koymak ne kadar zor olsa da, tamamlanmış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı verir.

Kader nedir? Bizim nasıl bir müdahalemiz olabilir bu sırlarla dolu kelimeye? Nerede başlar? Nerede ve nasıl son bulur? Neleri etkiler? Nereden gelir, nereye gider? Kimine cenneti kimine cehennemi sunan, kimini çölün yakıcı kumlarına bırakan, kimini serin sularda ve okyanuslarda gezdiren bu kapalı kutunun anlamı nedir? Biz onu nasıl görürüz?

Doğduğunuz yeri düşünün. Gözlerinizi kapatın, kendinizi orada hayal edin. Neler hatırlıyorsunuz? Neler var? Kimlerle birliktesiniz? Orada bulunmak size nasıl hissettiriyor?

Kimimiz için güzel olmasa da, doğduğumuz yeri çocukluğun da verdiği neşeyle ve hayallerimizle hatırlatırız. Orada her şey mümkündür. Henüz dertlerimiz deryalara karışmamıştır. Mutluluğu her hücremizle hissederiz. Deryaya yakın, dünyadan uzak* bir kaledir çocukluğun geçtiği memleket.

Dedemin İnsanları da bu memleketi ve memleketten ayrılmanın zorluğunu anlatır. Yaz rüzgarlarına karışan müzik, birbirine karışan kültürlerin işareti olur. Yunan’ı, Türk’ü iç içe yaşar. Aynı deryaya bakar, farklı lisanda türküler çığırır. Sınırları aşan, sınırlarda büyüyen, sınırları yerle yeksan eden bir kardeşliktir bu. Elveda Rumeli dizisini izlemiş olanlar aşinadır bu kardeşliğe.

Nasıl olursa olur, bir vakit gelir ve bozulur bazı şeyler. Deryaya gönderilen, deryadan gelen türküler bu kez sevgiden bahsetmek yerine nefretin yakıcılığını taşır. Mübadele zamanıdır. Yurduna dönmesi gerekir artık Türklerin. Fakat yurt nedir? Bir insan bir toprağa nasıl “yurdum, vatanım” der? Ekip biçince mi? Sevdiği kişiyi ekip biçtiği toprağa emanet edince mi? Evini, damını üstüne kurunca mı? Çocuğunu o toprakta yürütünce mi? Türkler artık bu soruların cevabından emin değildir. Giderler. Hem de deryaya karşı birlikte türkü yaktıkları kardeşlerinin zoruyla giderler. Gönüllüleri yıkık, bahtları belirsizdir. Kader onları sınırın ötesine, sıfırdan başlamaları gereken yere, Anadolu’ya götürür.

Gidenler Anadolu’da yeni bir hayata başlar. Yahut eski hayatlarının gölgelediği, özlemin içlerine kor gibi düştüğü bir hayata devam ederler. Zaman geçer, deryadan türküler gelir, deryaya hem türküler hem de şişelerde mektuplar gönderilir. Derya ise görevini iyi bilir. Ayırdığı bu insanlara borçlu olduğu habercilik görevini her seferinde yerine getirir. Özlem taşır, sevgi taşır, güzellikler taşır. Seneler evvel taşıdığı nefretin bedelini böylece öder.

Perde kapanır, ekran kararır. Geriye bu hoş kubbede, deryalarda ve ummanlarda, nefretin kaşı çatık halinin karşısına yüzünde kocaman bir tebessüm ile dikilmiş sevgi kalır.

Nefret gider, sevgi kalır.


Pinhani – Dünyadan Uzak

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: