Mutlu Sonlara İnat: FLEABAG

Beni bir iyimsere dönüştürme. Hayatımı mahvetmiş olursun.

Fleabag (BBC THREE)

Yukarıdaki alıntı diziyi özetliyor aslında. Fleabag tam olarak gerçekçilerin dizisi. İyimser olmayı öğütleyen, acıyı yeren, sürekli mutlu olmamız gerektiğini söyleyen, harika hayatlarımızın her karesini paylaşmamızı salık veren mükemmel ötesi bir çağın perde arkası, kulisi adeta Fleabag. “Evet, herkes elinde kahvesiyle pencere kenarından izliyor yağmuru ve kimsenin derdi yok” fikrine kendimizi alıştırmışken biri kameraya bakıyor ve “o yağmur dükkanımı mahvetti. Romantize edilecek bir şey yok Allah’ın belası!” diyor.

Görsel: https://www.imdb.com/title/tt5687612/mediaviewer/rm683042304?ref_=tt_ov_i

Bize bunu söyleyen ise Phoebe Waller-Bridge’in harika oyunculuğuyla ekrana gelen Fleabag karakteri. Seks bağımlısı, bir türlü dikiş tutturamayan, ailesiyle fırtınalı bir ilişkisi olan bu karakter bir yandan bize kahkahalar attırırken bir yandan da okyanusun derinliklerinde boğulmamıza sebep oluyor. Espriler yapıp kuralları çiğneyerek gizlemeye çalıştığı sorunları var. Hayatındaki yas dönemi hiç bitmemiş aslında fakat o bir şekilde ilerlemek zorunda kalmış. Sağlıklı bir biçimde tutamadığı yas peşini bırakmamış ve verdiği yanlış kararların en büyük sebeplerinden biri de bu.

Dizinin en sevdiğim taraflarından biri, hikayeyi gereksiz yere uzatmaması oldu. Outlander dizisinin konuyu dağıtıp insanda, “Ben neden izliyorum şimdi bunu?” hissi yaratan uzunluğu yok dizide. 2 sezon, 12 bölüm şeklinde yayınlanmış ve tadında bitmiş. Her bölüm 20-25 dakika ve sıkılmadan, bir çırpıda izleyebiliyorsunuz diziyi.

Görsel: https://www.rtlnieuws.nl/entertainment/artikel/4975796/fleabag-en-succession-beste-tv-series-bij-globes

Dizinin bir diğer güzel özelliği ise gerçekçi olması ve mutlu bir sonla bitmemesi. Genelde dizilerde haklı olanın kazanmasını, aşık olanların kavuşmasını kısacası her şeyin içimize sinerek bitmesini bekleriz. Fleabag ise haklı olarak bunu yapmıyor çünkü gerçek hayat böyle değil. Dizi ya da filmlerde gördüğümüz mutlu sonlardan kaçı gerçekleşti ki bizim için? Bir şeyler yarım kalır, insanlar gider ve sürekli bir sorunla karşı karşıya kalırız.

Dizinin verdiği en önemli mesajlardan biri ise “kendimize bağlı kalma” öğretisiydi bence. Dizideki karakterlerden biri, belki de çok mutlu olabileceği – ya da kendisini böyle kandıracağı- bir ilişkiyi reddetti ve kendi prensiplerine bağlı kaldı. Bu da bize öğretilenlerden farklı bir durum. Bize, sürekli başkaları için kendimizden tavizler vermemiz ve her şeye “evet” dememiz gerektiği ve bunun bir erdem olduğu öğretilir. Oysa bu çok tehlikeli bir durumdur. Günün ve hayatın sonunda pişman olursunuz. Elinize geçen fırsatları sırf başkaları mutlu olsun diye boşa harcadığınızı görürsünüz ve fedakarlık yaptığınız herkes çoktan gitmiş olur.

Kendimizle iyi anlaşabildiğimiz, dertleri de sevip onlardan bir şeyler öğrenebildiğimiz güzel günlere…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: