İÇE DÖNÜĞÜN İÇ DÖKÜŞÜ – 1

Eveeeet, geldik o mükemmel konuya. Bu meseleyle ilgili yazmayı çok istiyordum. Uzun zamandır aklımdaydı ama bir türlü gereken araştırmayı yapamadım. Pandemiydi, depremdi derken kaynadı resmen.

Bu yazımda sizinle içe dönük yani İngilizce karşılığıyla “Introvert” olmak hakkında bir şeyler paylaşacağım. Madde madde gideceğim ve bir videoyu kaynak olarak kullanacağım. Bu videoya ek olarak kendi yaşadıklarımdan da bahsedeceğim. Kaynak olarak kullanacağım videoyu aşağıya ekliyorum.

Kanal: https://www.youtube.com/channel/UCxc0c4cOfFmSUnzX9uY7Jww

Öncelikle videodaki gibi madde madde gitmek istiyorum ve ilk maddeyle başlıyorum.

  1. Sosyalleşmek şarjınızı bitiriyor.

Bu madde sanırım en dertli olduğum maddelerden biri. Dışa dönük insanlar genelde konserlerden, buluşmalardan, doğum günü partilerinden fazlasıyla hoşlanır. Hatta bunlar olmadığı zaman hayat onlar için eziyet gibidir.

İçe dönük insanlarda ise durum çok farklı. Kişi sayısının ikinin üzerine çıktığı, uzun süren ve gürültülü etkinlikler bizim için boğulmaktan farksız. Düğünler, cenazeler, toplantılar, sırf kutlanmış olsun diye yapılan doğum günleri ve aklıma gelmeyen bir sürü gereksiz etkinlik. Yani, mantık çerçevesinden bakınca durum çok saçma zaten. Bir grup insan düğün salonuna toplanıyor ve birinin oğlunun tahtırevan ve Mehter marşı eşliğinde gezdirilmesini izleyip pilav falan yiyor. Sevmediğiniz akrabalarınıza gülümsüyorsunuz, müzik o kadar gürültülü ki her şey kafanızın içinde olup bitiyor ve gecenin sonunda siz çoktan ahirete intikal etmiş oluyorsunuz. Ne anladık biz bu işten?

2. Uzuuun bir zaman boyunca yalnız olmaktan mutluluk duyarsınız.

İçe kapanık olanların belki de en çok eleştirildiği konu bu. “Evden neden çıkmıyorsun? Küfleneceksin en sonunda” cümlelerini sık duyuyorum. Belki ben küflenmek istiyorum. Bu da bir seçim neticede. İşin şakası bir yana, sosyal ilişkiler bizi fazlasıyla yorduğu için yalnız kalmaktan mutluluk duyuyoruz. Sinemaya tek başımıza gidiyoruz, bir kafede ya da parkta tek başımıza oturmak hoşumuza gidiyor. Çünkü kafamızda o kadar fazla düşünce -bunların birçoğunu size anlatsam sıyırdığımı düşünürsünüz- oluyor ki, bir de insanların söylediklerini dinlemek bizim için ölüm gibi bir şey haliyle. Ağaçların konuştuğunu, çiçeklerin atıştığını hayal etmek daha eğlenceli geliyor bana. Mesela en huzurlu hissettiğim anlardan biri, Üsküdar’da, bir caminin karşısında bulunan, eski konaklara benzeyen bir kafede oturup manzaraya karşı çay içtiğim andı. Sonsuza kadar o ana hapsolabilirim sanırım.

Bu mesele tabiri caizse biraz dallı budaklı bir mesele ve ilk iç döküş böyleydi.

Akıl sağlınızla kalın!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: