DEDİKODU VE DANS: BRIDGERTON

Aşkta ve savaşta her şey mübahtır ama bazı muharebelerin galibi olmaz. Sadece, ödediğimiz bedelin mücadeleye değip değmediğini sorgulatan kırık kalpler olur.

– LADY WHISTLEDOWN (BRIDGERTON / NETFLIX)

Merhaba sevgili okuyucu! Ben, saklandığı mahlasın ardından ahkam kesen, hayatı kendi gördüğü ölçüde yargılayan ve çoğu zaman yargılarında haklı olan yarı gizemli yazarın, Raptiye Nazırı.

Bu yazının konusu Mayfair’in gözde kadınlarının, gözde kadınlara uygun bir koca bulmaya çalışan zavallı annelerin, çeyiz için evlenen bedbaht erkeklerin, muhteşem dansların yapıldığı muhteşem baloların ve belki de çok daha fazlasının anlatıldığı dönem dizisi Bridgerton.

Dönem dizilerine duyduğum hayranlığı anlatmam mümkün değil. Efendim, böyle zarif zarif dans eden erkekler ve kadınlar, su gibi akan içkiler ve ikramlar, atlı arabalarla seyahat, saray dedikoduları derken henüz kötüsüne rastlamadım bu türün. Umarım bu konuda zihnim hep bakir kalır.

Görsel: https://www.kulturservisi.com/p/bridgerton-netflixin-en-cok-izlenen-dizisi-oldu/

Konumuza dönecek olursak, Bridgerton ailesinin ve mensubu oldukları sosyetenin anlatıldığı dizide kızlarımız kendilerine bir koca aramaktadırlar. Sezonun ve etkinliklerin başlamasıyla her anne eserini takdim etmekte, babalar olaylara yabancı bir biçimde verilecek kararları beklemekte, erkekler kendilerine uygun bir eş için dolanıp durmaktadır. Böyle bir ortamda dedikodudan bol ne olabilir ki? Bu sebeple biz izleyiciler olayları “Lady Whistledown” takma adını kullanan gizemli bir yazarın ağzından dinlemekteyiz. Kendisi, yayımladığı ufacık bir gazeteyle dedikoduları yaymakta ve kendine has bir üslupla kimisini batırıp kimisini çıkarmaktadır.

Diziyi bana göre özel yapan şey ise sadece dönem dizisi olması değil elbette. Sosyetenin yani toplumun katı kurallarının anlatıldığı dizinin her köşesinde huzursuz, özgürlüğü elinden alınmış insanlar var. Yazar olmak isteyen Eloise, kadın olduğu için bunu aklından bile geçiremiyor. Ressam olmak isteyen abisi ise yine toplum baskısı sebebiyle bu hayalini gizliyor. Sezon boyunca erkeklere kendini beğendirmek zorunda olan, kendileri adına kararlar alınan, karakterlerden birinin de belirttiği gibi “at almak isteyen erkeklerin atla değil sahibiyle görüştükleri” bir dünyada var olmaya çalışan, çocuk sahibi olmak da dahil olmak üzere direkt kadını ve bedenini ilgilendiren konularda bile söz sahibi olamayan kadınlar dolduruyor balo salonlarını. Bu kadınlara eş olabilmek adına güçlü ve saygın olmaları gereken, hayallerinin pek de bir önemi olmayan, babalarından aldıkları mirası temsil etmeye çalışan ve babalarının hayallerine ya da yeminlerine sığmaya gayret eden erkekler karşılıyor bizi içki masalarında.

Fakat dizide herkes kendi yolunu bir şekilde buluyor. Yazar ya da ressam olmak isteyenler çalışmalarına gizlice devam ediyor. Evlenmek istemeyenler bir boşluk bulup kaçmaya çalışıyor. Kadınların girmesinin dahi yasak olduğu yerlerde sevişen, kumar oynayan kadın karakterler isyancı bir gülümsemeyle devam ediyorlar hayatlarına. Evliliği kendi özgürlükleri için kullananlar, yeri geldiğinde dişlerini göstermekten çekinmeyenler, kendisini taciz eden erkeklere yumruk atan ve bir “erkek” tarafından kurtarılmayı beklemeyen kadınlar diziyi bambaşka bir yere koyuyor.

Bizlere de izleyip, “evet evet böyle aşklar ancak dizilerde azizim” demek kalıyor.

Şimdiden iyi seyirler efendim!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: