Yalanların Bedeli: Chernobyl

Söylediğimiz her yalanda gerçeğe borçlanırız. Eninde sonunda o borç ödenir.

– Çernobil (HBO)

Klasik hikayeyi bilirsiniz. Bir gün Yalan, Gerçek’i kuyuda banyo yapmaları için ikna eder. Gerçek ne kadar kuşkulu olursa olsun kabul eder bu teklifi ve yüzmeye başlarlar. Yalan, bir süre sonra kuyudan çıkar fakat giderken Gerçek’in kıyafetlerini de alır. Gerçek ise durumu fark ettiğinde iş işten geçmiştir. Yalan, üzerinde Gerçek’in kıyafetleriyle çoktan dünyayı gezmeye başlamıştır. Onu görenler Gerçek’i bulduklarını sanmakta, ona inanmaktadırlar. Gerçek ise çırılçıplak vaziyette oradan oraya koşmakta, insanlardan yardım istemektedir. Çıplak gerçeği görenler ise ondan korkmakta, ona inanmamaktadır. Sonunda Gerçek, kalbi kırık bir şekilde kuyuya döner ve sonsuza kadar orada kalır.

26 Nisan 1986. Çocuklarınızla oynamaktan bitap düştüğünüz bir günün ardından nihayet kendinize biraz zaman ayırabildiniz. Çay yaptınız ve pencereden dışarı bakmaya başladınız. Sovyetler Birliği’nin gücünü gösteren son işlerden biri olan nükleer santrale bakıyorsunuz. Yeşilliklerin arasından gökyüzüne doğru devasa bacalar uzanıyor. Sizin için ne büyük bir şanstı bu. Ülkenin önemli bir yerinde, prestijli bir iş sahibiydi eşiniz. Doğru ya, böylesine önemli, ülkeniz için hayli gerekli bir santralde çalışıyordu kendisi. Yaptığı iş karanlıkları aydınlatmaktı adeta. Siz de bu hayatın sunduklarından faydalanıyordunuz. Yakında çocuklarınız için de bir oyun parkı açılacaktı. Hayat güzel gidiyordu doğrusu.

Tüm bu düşüncelerden sıyrılınca saatin ilerlediğini fark ettiniz. Yorgunluktan kapanmak üzere olan gözlerinize daha fazla direnemediniz ve kendinizi uykunun kollarına bıraktınız. Gecenin ilerleyen saatlerinde aniden uyanıverdiniz uykunuzdan. Hani olurdu ya, bazı geceler diğerlerinden daha huzursuz, daha ağır geçerdi. Normalde kesintisiz uyuyan insanlar bile uykularından dilleri damakları kurumuş bir halde kalkardı. Bu gece de onlardandı işte. Saate baktınız. 01.20. Mutfağa yönelip kendinize bir bardak su aldınız ve santrale bakmaya başladınız. Eşinizin vardiyası devam ediyordu. Eve döneceği zamanı düşünerek gülümsediniz. Gülümsemenize kan kırmızısı bir ışık vurdu aniden. Santral gökyüzüne kocaman bir alev topu göndermişti. Korkudan diliniz tutulmuş halde attınız kendinizi dışarı. Elinizden bir şey gelebilecekmiş gibi.

Gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışanların hikayesidir Çernobil. Sovyetler’in dışarıya güçlü görünmek adına sakladıkları bir felaketin, bu felaketin boyutlarının, anneleri için ölen yavruların hikayesi.

Diziyle ilgili üstünde durmak istediğim tek konu karakterler. Dizide bürokrasinin çarkları arasına sıkışan insanlar öyle güzel anlatılmış ki, birçoğuyla empati yapmak mümkün. Üstleri tarafından baskıya maruz kalan her insanın yapacağı şeyi yapıp boyun eğiyorlar. Olayların Sovyetler Birliği’nde geçtiği düşünülürse, emre itaatsizliğin cezasıyla ilgili de kafanızda bir şeyler canlanacaktır mutlaka. Bunun yanında üstlerinden aldığı emirleri zevkle uygulayan, yükselmek için her şeyi yapanlar da var tabi. Tüm bunların arasında ne olduğunu anlamayan, sadece sevdiklerine kavuşmak isteyen bir yığın insan ve bu insanların geride bıraktıkları yığınla anı…

Bazı hataların geri dönüşü olmaz. Klişe fakat bir o kadar da doğru bir cümledir. Yapılan büyük bir hatanın ardından iş, pisliği toplamaya gelmiştir. İtfaiyeciler, santral görevlileri, askerler ve bilim insanları hep birlikte çalışır. Dördüncü reaktörden geriye kalanları toplamak ve reaktörü kapatmak için. Çıplak elle radyoaktif malzemelere dokunanlar, koruyucu kıyafet olmadan iş yapanlar, santralde görevli olanlar ve şehir halkından yüzlerce kişi doğrudan ya dolaylı olarak ölür. Çoğunun ölümü büyük acılar çektikten sonra gelir. Patlamanın yarattığı radyoaktif bulut tüm dünyayı gezer, Türkiye’ye de uğrar ve birçok insanı “kanser” denen illetin pençesine atar. Bu sırada birileri radyoaktivitenin ülkesine ulaşmadığını, “çay yapraklarının” güvende olduğunu ispat etmek için çay içer, Karadeniz’in fındıklarını okullarda dağıtır.

Daha akıllıca yönetildiğimiz, daha akıllı ve vicdanlı olanları seçebildiğimiz yarınlara…

Mücadele edenlerin, görünmez bulutun zehriyle ölenlerin anısıyla saygıyla.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: