Site icon Raptiye Nazırı

Cesaret, Pişmanlık, Atlamak*

Reklamlar

Yeniden merhaba!

Normalde her ay düzenli olarak yazmaya çalışırdım fakat bilin bakalım ne oldu? Evet, doğru tahmin. HAYAT!

Yapmam gereken tonla işin içerisinde kayboldum ve yazı yazmaya enerjimin ve vaktimin olmadığını fark ettim. Her ay yazarak kendimce bir zincir oluşturmuştum fakat bu zincirin kırıldığını görünce motivasyonum düştü ve bir türlü bilgisayar başına geçemedim.

Şimdi ise dönüm noktalarından birinde olduğum için buraya not düşmek istedim çünkü her şey bu blogla başladı. Düşüncelerimi burada paylaşmaya başladım. İçimi diziler, filmler, kitaplar ve şarkılar üzerinden döktüm. Tüm bunların içerisinden süzdüklerimi hayatıma uyarladım, bazen geriye kalanlarda hayatımı gördüm.

Bazen ilk adımı atmak (yazar burada ilişkiler anlamında ilk adımı atmakla birlikte iş başvurularından, yeni ortamlara girmekten, bir şeylere girişmekten bahsetmektedir) normalde olduğundan daha zordur. Bazen karakteriniz sizi zorlar, bazen ise şartlar ve zaman sizden yana değildir. Doğru insanı bulduğunuza inanırsınız fakat doğru zaman değildir ya da sizin doğru kişi olduğuna inandığınız insan tamamıyla yanlıştır sizin için. Fark etmeniz zaman alır.

Bazen bir işi çok istediğinizi düşünürsünüz. Kabul edilirsiniz ve çalışmaya başlarsınız fakat hayatınız cehenneme döner. Teoride işleyen planlar pratikte, içine mentos atılan kola gibi patlar. Cesaretiniz, özgüveniniz kırılır. Yeniden başlamak istemezsiniz fakat böyle devam edemeyeceğinizin de farkındasınızdır.

Kimi zaman hayat boyu birlikte olacağınıza inandığınız insanlar kapıyı çekip çıkar. Söylemek istedikleriniz içinizde kalır. Öylece ayrılıverirsiniz. Kimse ne olduğunu anlayamaz. Pişmanlık, öfke, kırgınlık karışımı bir sıvı enjekte edilir kalbinize. Üstelik bu sıvı aşı gibi bağışıklık kazandırmaz çoğu zaman. Çünkü her ayrılık farklı bir mutasyondur aslında. Vücudunuz bazı mutasyonlar karşısında feci tepkiler verir ve yapacak bir şey yoktur.

Klişenin dibine vurmak istemem ama tüm bunlar hayatın gerçekleri. Hepsini en az bir kere yaşamışsınızdır. İlişkilerde Instagram’a uygunluğun, iş dünyasının korkutucu ve bilinmezliklerle dolu sokaklarında CV’lerin, dostluklarda maksimum faydanın ön planda tutulduğu garip bir çağda bunları yaşamak kaçınılmazdır.

Eskiden yaşadığım en ufak zorlukta pes ederdim. Şimdi ise hepsinin bana çok farklı şeyler kattığının farkındayım. Eğer sevdiğim insana “açılmamış” olsaydım pişmanlıktan ölecektim. Üstelik reddedildiğimde nasıl bir tepki verdiğimi göremeyecek, hatalarımın farkına varamayacaktım. Reddedilmenin dünyanın sonu olduğunu sanacaktım. Fakat aşağıdaki videoda da bahsedildiği üzere reddedilmek dünyanın en iyi deneyimlerinden biri olabilir.

Jia Jiang – What I learned from 100 days of rejection

Geçtiğimiz günlerde en sevdiğim (sofra arkadaşım, şairleri bana getiren kişi) arkadaşlarımdan biriyle uzun bir konuşma yaptık. Mezun olmanın getirdiği belirsizlik üzerine konuştuk. Arayışlardan söz ettik. Sohbetlerimizi umutla ve iyilikle kapatırız hep. Bu defa da öyle oldu. Sohbet bittikten sonra genel olarak olumsuzluklardan bahsettiğimizi fark ettim. Buna rağmen umutlu olabilmek çok cesur, güçlü ve mutlu hissettirdi. İlk kez eksiklerime ya da hatalarıma değil, yaptıklarıma ve başardıklarıma dikkat kesildim. Tüm bu adımlarımı atmak bir zamanlar korkutucu geliyordu bana ama ilk adımı atmanın verdiği özgüvenle daha fazlasını yaptım. Şimdi, tüm bu belirsizliklerin, adaletsizliklerin, uygunsuzlukların, ahlaksızlıkların içinde aynısını yapma vakti. Yüzlerce yere başvuru yapabilirim, hiçbiri beni kabul etmeyebilir. Evet, iş hayatı korkutucu ve karşıma kötü insanlar da çıkabilir ama denemeden bilemem. Denemezsem öğrenemem ve bu hayata öğrenmeye, öğretmeye geldim. Dünyada bulunma sebebim bunlar.

Bu yazıyı ne zaman, nerede, nasıl bir ruh hali içerisinde okursunuz bilemem. Tek dileğim, hayatınızı doya doya yaşamanız.

Cesaretle ve sağlıcakla kalın!

OneRepublic – I Lived

*Atlamak: Eninde sonunda yapmak zorunda kalacağınız eylem.

Exit mobile version