ars longa vita brevis: geride kalmak

Hayatın hızlıca akıp gittiği bir caddede tek başınıza dikildiğinizi hayal edin. Gidecek hiçbir yeriniz, yapacak hiçbir şeyiniz, planlanmış hiçbir buluşmanız yok. Aklınızdaki düşünceler bir anda yok olup gidiyor. Bedeninizi hareket ettirmeye bile ihtiyaç duymuyorsunuz. İnsanlar oradan oraya koşturuyor. Kimileri size çarpıyor, kimileri yolun ortasında durduğunuz için küfür ediyor, kimileri size acıyarak bakıyor. Siz ise ifadesiz bir yüzle boşluğa bakıyorsunuz. Hayal ettiğiniz bir şey yok. Bir hedef, bir anlam ya da anlamsızlık yok. Tam olarak sıfır noktasındasınız, cadde gibi görünen sinsi bir hiçliğin ortasında.

Bu caddeyi hayatınıza benzetin lütfen. Hayatlarımıza. Dışarıda sürekli bir şeyler başaranlar, bir yerlerde ilerleyenler, zirveye doğru hızlananlar, istifa edip kariyer değiştirenler, doktoraya başlayanlar, çocuk sahibi olanlar, hayal ettiğiniz ülkede tatil yapanlar ve tüm bunların yüzünüze çarpıldığı sosyal medya dükkanları var. Vitrinlerde ise muazzam başarılar sergileniyor. Göz kamaştıran yeni sezon ürünleri raflardaki yerlerini almış. Eskiden bu dükkanların hiç değilse izleyicisi olabiliyordunuz fakat enflasyon ve işsizlik sağ olsun, artık yalnızca bilinçsiz bir biçimde duruyorsunuz caddede. Gelecek denen şey yalnızca harflerin silah zoruyla yan yana getirildiği bir kelime sizin için. Fazlası değil.

Sonunda bir şeyler hissetmeye başlıyor ve yürümeye karar veriyorsunuz. Dükkanlardan birine giriyorsunuz. Bir kitapçı burası. Herkesin neler okuduğuna bakabiliyorsunuz. Sahi, en son ne zaman bir kitabın içinde kayboldunuz? Ya da hiç değilse incecik bir kitabı bitirip büyük bir şey başarmış gibi hissettiniz? Sürekli okuduğu kitapları paylaşanları görüyorsunuz. Ölmeden önce bitirmeniz gereken klasikler, yeni çıkanlar, çok satanlar derken bırakın onlar kadar çok okumayı, aldığınız kitapları bile okumadınız. Geride kaldınız ve geride kalanlar çürür. Bu dükkanda size yarayacak bir şey yok.

Yan taraftaki sinemayı görmüş müydünüz? Şu listesini yapıp hiçbirini izlemediğiniz filmlerin hepsi gösterimde. Birine girmek ister miydiniz? Hayır mı? İstemezsiniz çünkü ilgi duymuyorsunuz aslında bu filmlere. Bir hayli popülerler ama. Bence bir kez daha düşünün. Gitmek istediğiniz diğer filmi ise unutun. Geçtiğimiz günlerde sözlüklerden birinde fena eleştirilmişti o film. Kimse sizi onu izlerken görmemeli. “Cringe” olmak istemezsiniz değil mi?

Caddenin sonundaki güzellik merkezinden çıkan grubu gördünüz mü? Olmak istediğiniz her şeyi temsil ediyor onlar. Zayıf, bakımlı, çekici. Hangi sıfatı kullanırsanız kullanın sizde hiçbiri yok. Bir süre daha vitrinleri izlemeye devam edeceksiniz.

Geride kaldınız ve geride kalanlar çürür.

Yoksa bu da bir tür illüzyon mu? Gerçeklikle olan bağınızın koptuğu bu caddeden çıkın bir süreliğine. Elinizi sanal gerçekliğin ötesine uzatın. Ne olursa olsun “gerçek” bir şeye dokunun. Ve aslında geride kalmadığınızı fark edin. Yavaştınız, canınız istemedi, o son dilimi de yediniz, kitabı okumadınız, dikkatinizi üç saat boyunca bir filme veremediniz ve kriterlere uymadınız. Bu sizi daha mı yetersiz yapar? Yoksa farklı mı?

Ancak ölümünüzle sonlanabilecek bir yolculuktan bahsediyorum. Bu yolculuğu vitrinlere bakarak geçirdiğiniz için pişman olacaksınız. Bu vitrinlerden hiçbirinde aradığınızı bulamazsınız.

Sadece Tanrı Yanılgısı’ndan kurtulup caddeyi arkanızda bırakırsanız başarabilirsiniz kendinizi bulmayı.

Kendinizi bulmaya çalıştığınız bu yolculukta vitrinlerden uzak durmanız dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: